Konuşmakve Susmak
Bu yazıyı paylaş:
İnsan varlığının en ince çizgilerinden biridir konuşmakla susmak arasındaki denge. Bir ucunda, içinden geçen her duyguyu uluorta dillendiren, her sıkıntısını dost bildiği herkese açan kişi vardır; öbür ucunda ise, yüreğini taş bir sandığa kilitlemiş gibi ketumiyetle yaşayan, kimseye içini dökmeyen, sessizliğin arkasına saklanan kişi… Hangisi doğrudur sizce?
Ama önce ben düşüncemi paylaşayım sizlerle. Aslında ne tamamen susmak insanı yüceltir, ne de her şeyi anlatmak. Hayat bize, sözün de suskunluğun da bir kıymet terazisi olduğunu öğretir. Her derdini dillendiren, her sırrını anlatan kişi zamanla incelir, zayıflar. Çünkü sır, insanın içindeki mahremdir; paylaşıldıkça değerinden bir parça kaybeder.
Sır, sahibinin omzunda ağır bir yük gibi görünse de aslında kalbin derinliklerinde saklandığında bir cevhere dönüşür. Her övgüye inanan, her methi ciddiye alan kişi de yanılsamalar içinde kaybolur. Çünkü hakikî değer, başkalarının dilinde değil, insanın kendi duruşundadır. Yunus Emre’nin dediği gibi: “Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı; söz ola ağılı aşı, bal ile yağ ede bir söz.” Yani, doğru ve yerinde kullanılan bir sözün nelere kadir olabileceğini hatta savaşları dahi bitirebileceğini ifade ediyor.
Öyleyse insan, ağzından çıkan her kelimenin sorumluluğunu taşımalıdır. Ama aynı şekilde, her şeyi içine atan, hiçbir zaman paylaşmayan, güven duygusunu kimseye tanımayan kişi de ağır bir yalnızlığın altında ezilir. Yalnızlık bazen dinginliktir, bazen de görünmez bir zindandır. Dost dediğin, o zindanın kapısını açan anahtardır.
Bu yüzden, her yüreğe değil ama gönlünü taşıyabileceğini bildiğin bir dosta sırlarını açmak, insanın yükünü hafifletir. Çünkü dost, insanın hem aynasıdır hem de sığınağı. Anlatmazsan taşlaşırsın, fazla anlatırsan da incelip dağılır gidersin. Demek ki insan, susmanın da konuşmanın da yerini ve zamanını bilmelidir.
Ne öyle sus ki kalbin külsüz bir kor gibi kendi kendini tüketip sönsün, ne de öyle konuş ki gönlündeki inciler avuç avuç dökülüp sokağa saçılmış taşlara dönüşsün. Ölçü, dengedir. Her sözün bir vakti, her sırrın bir saklayanı olmalıdır. Mevlânâ’nın öğüdü kulağımızda çınlar: “Her sözü her yerde söyleme; her sözü her kulağa söyleme.” Bir hikâye anlatılır: Talebelerinden biri, yaşlı bir bilgeye gelir ve sorar: “Üstadım, hangi söz doğrudur, hangisi yanlıştır?
Ne zaman konuşmalı, ne zaman susmalı?” Bilge bir müddet susar. Sonra eline bir testi alır, içine bir miktar temiz su doldurur ve öğrencisine uzatır: “İç bakalım.” Öğrenci suyu içer ve ferahlar. Bilge bu defa aynı testiye bir avuç tuz atar, karıştırır, tekrar uzatır: “Bir daha iç.” Öğrenci yüzünü ekşitir: “Bu içilmez!” der.
Bilge tebessüm eder: “Söz de böyledir. Az ve yerinde olursa su gibi ferahlatır, çok ve ölçüsüz olursa tuz gibi acıtır. Sen de konuşurken, karşındakinin içebileceği kadar söz söyle. Geri kalanını kalbinde sakla.” Hayatın bize sunduğu sınavlardan biri de budur: Ne kadarını kendimize saklamalı, ne kadarını güvenilir ellere bırakmalıyız?
İnsanı olgunlaştıran şey, işte bu ayarı bulabilmesidir. Çünkü bazen susmak bir erdemdir, bazen de konuşmak bir cesaret. Susması gereken yerde konuşan pişman olur, konuşması gereken yerde susan da ömrü boyunca içindeki düğümü çözemeden yaşar. Ve bilmelidir insan: Ne sırf ketumiyetle yücelir, ne de sınırsız samimiyetle… İnsan; neyi, ne zaman, kiminle paylaşacağını bilirse olgunlaşır.
Hakikatte bilgelik, suskunluğun ve sözün arasındaki o ince çizgiyi fark edebilmekte gizlidir. Çünkü bazen bir damla söz, ömür boyu suskunluktan daha kıymetlidir; bazen de bir anlık suskunluk, binlerce sözü utandıracak kadar derindir. İnsan, hem suskunluğuyla hem sözüyle değer kazanır; mesele hangisini nerede kullanacağını bilmektir.
Zira insan ağzındaki kelimelerle var olur, sessizliğiyle ise olgunlaşır. Söz, dışa dönük bir aynadır; suskunluk, içe dönük bir derinlik. Ve hayat, bu iki aynada kendini görüp tanıyabilenlere, hakikatin kapılarını açar. Bazen söz, bir gül goncası gibi açar gönülleri; Bazen suskunluk, bir dağ gibi korur insanı.
İkisini de bilmek erdemdir; Zira bilge olan, ne zaman konuşacağını da bilir, ne zaman susacağını da. Sözlerine, sohbetlerine doyulmaz, hayata bağlayan pozitif enerji ve düşünce yüklü dostlar sağlıkla kalın. Selamlar sevgiler