Huzur –İnce Hal

3 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Dün geceyi heyecanla maç izleyerek geçirdim, yorgunluğun ardından derin ve kesintisiz bir uykuya daldım. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanırken bedenimdeki dinçliği, ruhumdaki ferahlığı hissettim. Alışkanlıkların yönlendirdiği bir hareketle elimi hemen telefonuma uzattım, gelen mesajlara göz gezdirdim. Her sabah, her akşam ve her gece bir şekilde varlığını hissettiren, vefakârlığıyla kalbimde ayrı bir yere sahip kadim dostumun yeni bir mesajıyla karşılaştım.

Fakat bu defaki alışılmış selamlamalardan farklıydı. Dostum, Johann Wolfgang von Goethe'nin o kıymetli sözlerini göndererek günümün iyi geçmesini dilemişti. Goethe, huzurun aslında sessizlikte değil, hayatın tüm gürültüsüne rağmen içteki dinginlikte saklı olduğunu anlatıyordu. Bu sözler, günün ilk saatlerinde kalbime dokundu ve beni uzun uzun düşündürdü.

Huzur üzerine düşündükçe insan şunu fark ediyor: Huzur, yalnızca dışarıdan gelen uyaranların susmasıyla elde edilen bir nimet değil; aksine, iç dünyanın dengeye kavuşmasıyla ortaya çıkan ince bir hâl. Gürültünün, kargaşanın, dertlerin eksilmediği bir dünyada yaşam sürerken, insanın içinde taşıdığı dinginlik, en kıymetli servet haline geliyor.

Kimi zaman bir tebessümle, kimi zaman bir iç çekişle, kimi zaman da suskunlukla kendini gösteriyor. Ve aslında huzur, insanın kendiyle barışık olmasında saklıdır. Bir sabah ezanıyla uyanıp pencereyi açtığınızda, serin rüzgârın yüzünüze dokunuşunda hissedilen dinginliktir huzur. Bir anne babanın çocuklarının kahkahasını işittiğinde yüreğine dolan sıcaklıktır.

Kalabalıkların içinde yürürken bir an durup gökyüzüne bakabilmek, kendi iç sesinizi işitebilmek, işte bütün bunlar da huzurun farklı yüzleridir. Hayatın akışı çoğu zaman telaşla, gürültüyle ve endişelerle doludur; ama bu karmaşa içinde kalbinizi dingin kılabiliyorsanız, işte o an gerçek huzuru yaşıyorsunuz demektir.

İnsan bazen yaşamı boyunca büyük hedeflerin, yüksek makamların, ihtişamlı unvanların peşinde koşar. Ulaşınca huzuru bulacağını sanır. Fakat varıldığında görülen manzara çoğu kez yanıltıcıdır. Çünkü huzur, hiçbir zaman dışarıdan alınan bir ödül değildir; içeride büyütülen bir emanettir. İçinde kaygıların, kıyasların, doyumsuzlukların hüküm sürdüğü bir kalpte huzur barınamaz.

Ama şükürle yoğrulmuş, kanaatkâr bir yürek, dünyanın en basit anlarında bile mutluluğu yakalar. Bir fincan kahve eşliğinde pencereden yağan yağmuru seyretmek, bir dostla edilen samimi sohbet, sessiz bir akşamda kendi iç sesini duymak… bütün bunlar, huzurun gizli hazineleridir. Ve unutulmamalıdır ki huzur, paylaşıldıkça artar.

Bazen bir tebessümle yanınızdakine huzur verirsiniz, bazen bir sözünüzle, bazen de yalnızca varlığınızla. İnsan, başkasına huzur katabildiği ölçüde kendi huzurunu da besler. Bu nedenle huzur, yalnızca bireysel bir hâl değil; aynı zamanda toplumsal bir değerdir. Bir ailede huzur varsa, o evden mutluluk taşar.

Bir toplumda huzur varsa, orada güven, umut ve sevgi yeşerir. Belki de bu yüzden, yaşadığımız hayatın en kıymetli armağanı huzurdur. Zenginlikler, makamlar, şöhretler gelip geçer, Hatta zenginliği ve de güzelliğiyle, alımıyla, dağları yarattım edası içinde olanlar için söylenen güzel bir hatırlatma vardır bilirsiniz;“ zenginliğine güvenme bir kıvılcımla biter,güzelliğinle hava basma, bir sivilceyle son bulur” denir; ama huzur baki kalır.

Çünkü huzur, kalbin derinliklerinde yeşeren bir çiçektir. Ona su veren şükürdür, toprak olan sabırdır, güneşi ise sevgidir. Şiirsel bir dille söylemek gerekirse: Huzur, gürültünün ortasında sessizlik, karanlığın içinde bir kıvılcım, dünyanın yükü sırtındayken bile yüreğinin hafif kalabilmesidir. Ve belki de en kötüsü, Goethe'nin ima ettiği gibi, ömür götüren zamandır.

Ancak huzurla geçen zaman, ömrü tüketmez; bilakis ömre ömür katar. Çünkü huzur, yaşamın en gerçek nimetidir. Benim için huzur, çocukluğumda yaz akşamları müstakil iki katlı çevresi ağaçlarla kaplı evimizin önündeki taş merdivene oturup gökyüzündeki yıldızları seyretmekti. Küçüktüm, daha okula bile gitmiyordum.

"Yıldızlar nasıl oluyor da havada düşmeden kalabiliyor?" diye düşünürdüm, ama bunu sorup öğrenmek hiç aklıma gelmezdi. Yanımda ailemin sessizliği, uzakta böcek sesleri, elimde soğuk bir bardak su… O an hiçbir şeyin eksik olmadığını hissederdim. Bugün de anlıyorum ki huzur, işte o eksiksizlik duygusudur; hayattan şikâyet etmeden, elindekine yetebilmenin ve şükredebilmenin verdiği derin iç rahatlığıdır.

"Huzur, dışarıda aranan bir sükûnet değil; içeride büyütülen bir dinginliktir." Huzur içinde yaşamınız sürsün dostlar. Sevgiler, saygılar.

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!