Kin Duygusu
Bu yazıyı paylaş:
Herhâlde farkındayız, kinle harcanmayacak kadar kısa bir ömür yaşıyoruz. İşte bunun için olacak; affetmek, insan ruhunun en ince dokusuna işlenmiş, kolay söylenip zor yaşanan bir erdemdir. Herkesin kalbinde bu kapının anahtarı bulunmaz; bazı kalpler kırıldığı yerden sertleşir, bazıları ise kırıldığı yerden ışık sızdırır.
Affetmek, yapılanı yok saymak ya da acıyı b ir anda silmek değildir; asıl anlamı, o yükü kendi sırtından indirip yoluna devam edebilmektir. Mevlânâ, “Affetmek, intikam almaktan daha büyük bir zaferdir” derken, affetmenin pasif bir boyun eğiş değil, aktif bir güç gösterisi olduğunu vurgular. Çünkü affetmek, önce kendi içimizdeki zincirleri kırmaktır.
Kin, öfke ve intikam arzusu, insanın içini sessizce kemiren birer pranga gibidir. Affeden kişi, o prangaları çözer ve ruhunu özgür bırakır. Affetmenin yararları çoktur; kalpte huzuru, zihinde berraklığı sağlar. Öfkeyi biriktiren insan, içinde sürekli kaynayan bir kazan gibidir; affetmek, o kazanın altındaki ateşi söndürür.
Ancak bu, her durumda “göz yummak” anlamına gelmez. Bazı insanlar, affetmeyi zayıflık sanır ve bunu bir fırsat gibi kullanır. İşte bu yüzden affetmek, bilgelikle yoğrulmalıdır. “Herkesi affet ama güvenini herkese teslim etme” sözü, bu dengeyi anlatır. Tarihten örnekler, bu erdemin farklı biçimlerde tezahür ettiğini gösterir.
Abraham Lincoln, kendisine ağır eleştiriler ve iftiralar atan rakiplerini başkan olduğunda önemli devlet görevlerine getirmiştir. Bir yardımcısı, “Neden bu adamları dost gibi görüyorsunuz?” diye sorduğunda Lincoln, “Bir düşmanı dost hâline getirdiğinizde, onu yok etmiş olmaz mısınız?” cevabını vermiştir.
Tolstoy ise kendisine hakaret eden bir adamı yıllar sonra zor durumda bulduğunda hiç tereddüt etmeden yardım etmiş ve “Kırgınlık, kalpte yük taşımaktır; ben hafif yaşamayı severim” demiştir. Türk Siyasi Tarihinden Örnekler Türk siyasi tarihinde de affetmeye dair dikkat çekici örnekler vardır. Mustafa Kemal Atatürk, Millî Mücadele’ye karşı cephede yer almış, hatta ihanetle suçlanabilecek bazı isimleri Cumhuriyet kurulduktan sonra cezalandırmak yerine topluma yeniden kazandırma yolunu seçmiştir.
Onun anlayışında, “Geçmişin hesabı geleceğin inşasına engel olmamalıdır.” Adnan Menderes, siyasi hayatı boyunca kendisine ağır eleştiriler yönelten bazı gazetecileri, görev süresi içinde tutuklamak yerine görüşmeye davet etmiş; onları ikna etmenin, susturmaktan daha etkili olacağını düşünmüştür. Yakın tarihimizde idam edilen Başbakan Adnan Menderes’in darağacına çıkmadan önce yazdığı mektup da affetmenin bir örneğidir: “Sizlere dargın değilim, sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum.
Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes, hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığımız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme karar-ı metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinizce acaba söyleyebilecek misiniz?
Şunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendilerinizi yine de 1950’de kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek, Adnan Menderes’in ölümü sizi ebediyete kadar takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen merhametim sizlerle beraberdir.” Süleyman Demirel, siyasetin sert fırtınalarında defalarca iktidara gelip gitmiş; buna rağmen, geçmişte kendisine karşı sert bir tavır takınanları bile bakanlık ya da bürokratik görevlere getirmiştir.
Onun “Siyasette dün dündür, bugün bugündür” sözü, affetmenin pragmatik bir ifadesi olarak hafızalara kazınmıştır. Bülent Ecevit, 12 Eylül sonrası yasaklı yıllarında bile siyasi rakiplerine kişisel kin duymamış; yeniden siyasete döndüğünde, geçmişte en sert tartışmaları yaşadığı isimlerle bile demokratik zeminlerde bir araya gelmiştir.
Turgut Özal, kendisini sert şekilde eleştiren bazı gazetecilerle, kırgınlık beslemek yerine görüşüp fikir alışverişi yapmayı tercih etmiştir. Hatta zaman zaman, “Fikirler çatışmadan hakikat doğmaz” diyerek, eleştirenleri düşman değil, gelişim fırsatı olarak görmüştür. Necmettin Erbakan, siyasi hayatı boyunca defalarca kapatılan partiler, engellemeler ve haksız eleştirilerle karşılaşmış; buna rağmen, kendisine sert muhalefet eden birçok isimle dostane ilişkiler kurmuştur.
Recep Tayyip Erdoğan da geçmişte ağır eleştirilerde bulunan bazı isimleri kabinesine veya danışman kadrosuna alarak affetmenin, siyasette güç gösterisi olduğunu ortaya koymuştur. Bütün bu örnekler, affetmenin bazen bir barış eli, bazen bir strateji, bazen de yalnızca insani bir iç rahatlığı olduğunu gösterir.
Ancak unutmamak gerekir ki affetmek, adaletin yerini tutmaz. Affetmek, suçu aklamak ya da cezayı ortadan kaldırmak değildir; affetmek, nefretin zincirini kırarken hakkın yerini bulmasına da engel olmamaktır. Nietzsche, “Zayıflar asla affedemez, affetmek güçlülerin işidir” der. Gerçekten de affetmek, kırılmamak değil; kırıldıktan sonra kalkıp yürüyebilmektir.
Bazen gözyaşlarının arasından gülümsemek, bazen de “Artık benden sana kötülük geçmeyecek” diyebilmektir. Bazen affetmek, bir nehrin taşkın sularını kendi yatağına döndürmek gibidir. İçimizdeki öfke seli, önüne kattığını yıkar, taşır; ama affetmek, o seli dingin bir akışa çevirir. Bazen affetmek, geceyi sabaha bağlayan ince bir ışıktır.
Ve bazen, affetmek yalnızca iki kelimeden ibarettir: “Yolun açık olsun.” Affedici inceliği taşıyan güzel dostlarıma sevgiler, saygılar.