Vicdan

4 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Bilirsiniz, vicdan mahkemelerde değil, kalplerde kurulur. O susunca da insanlıktan ses gider. Artık benim gibi yaşını başını almış insanlar, yeri geldiğinde bir lafı gediğine oturtur, çok etkileyici, çok da anlamlı bir laf ederlerdi: “Allah’tan korkmuyorsan, bari kuldan utan” deyiverirlerdi. Ama bazıları vardır ki; ne Allah’tan korkarlar ne de kuldan utanırlar.

İşte onlara “vicdansız” denilir. Bu kelime, sadece bir yargı değil, aynı zamanda bir teşhistir: Kalbinde terazisi olmayan insanın adıdır. Vicdan; bireyi kendi davranışlarıyla ilgili olarak bir yargıda bulunmaya yönelten, kendi ahlak değerleri üzerinde dolaysız yargılama yapmasını sağlayan, kişiye doğruyu ve iyiyi yapma yükümünü de yükleyen içsel bir güç olarak tanımlanır.

Vicdan… teşbihte hata olmaz, herkesin cebinde taşıdığı ama sadece bazılarının kullandığı bir pusula gibidir. Vicdanlı olanlar, o pusulayı her adımda çıkararak doğru adımlarla, yanılmayacakları yönü belirlemeye önem verirler. Kimileri ise çürük bir mendil gibi pusulasını arka cebine sıkıştırır, unutur giderler.

Oysa insanı insan yapan şey aklı değil, vicdanıdır. Çünkü unutmamalıdır ki, akıl hesap yapar, vicdan tartar. Babam devlet memuruydu, Anadolu’nun birçok ilinde görev yaptı. Eskiden bulunduğu merkezlerde öyle pek gidilecek, görülecek, eğlenilecek yer yoktu. Bunun için yakın köyleri gidip görmek cazip gelirdi Oralarda bağ, bahçeler vardı, hoşumuza gidedi.

İşte çocukluğumda sık gittiğimiz ve köy kahvesinde hep karşılaştığımız yaşlı bir amca vardı. Her yaz sonu harman zamanı gelir, elindeki azıcık buğdayı bile başkasının ihtiyacı olabilir düşüncesiyle gözünü kırpmadan gelene gidene verirdi. Bu davranışı dikkatimi çekerdi, beni etkilerdi ama durumu kavrayamadığım için garipserdim ya da hayret ederdim.

Bir gün sordum: “Amca, sen hiç pişman olmaz mısın verdiğine? Kendin yesene” demiştim. Güldü: “Oğlum,” dedi, “pişmanlık cüzdanda olur, vicdan hep kazandırır.” O söz, içimde hâlâ yankılanır. İzmir’de bir belediye otobüsünde denk geldiğim bir olay da hafızama kazınmıştır. Yaşlı bir kadın bilet basacak ama kartı çalışmıyor.

Şoför homurdanıyordu, yolcular suspus. Derken arkadan genç bir adam koşuşturup geldi, çıkarıp kendi kartını bastı. Kadın teşekkür ederken gözyaşlarını tutamadı: “Evladım, bugün gün boyu bana insanlar kötü davrandı, sen çıkıp vicdan gösterdin ya… Allah seni korusun.” O an inanın, vakit kaybettiği için tepkisine hakim olamayan şoför de dahil, yolcular donup kaldılar, suspus oldular.

Vicdan bazen bir ‘bip’ sesi kadar kısa ama bir ömür boyu kadar derin olur. Ve çoğu zaman kimse duymasa da içimizde yankılanan en net ses, kendini duyulmasa bile hissettirir. Vicdansızlık ise çoğu zaman bağırarak gelmez. O sessizdir. Bir bakışta, bir susuşta, bir görmezden gelişte gizlenir. En tehlikelisi, kanunlara uygun ama kalbe aykırı olandır.

Herkes bir yerlerde görev yaptı ama bir yetimin uzattığı dilekçeyi okuyup “Prosedür böyle” diyerek çöpe atan bir memurun gözlerine baktınız mı? Orada yasa vardır, mevzuat vardır ama insan yoktur. İşte orası vicdanın öldüğü yerdir. Bazen insanlar, “Ben sadece işimi yapıyorum” derken aslında büyük bir vicdansızlığı paketler.

Oysa sistem dediğimiz şey, insanı yaşatmak için vardır. Ve insan, ancak vicdanıyla sistemin ötesine geçebildiğinde insan olur. Unutulmamalıdır ki, sisteme uymakla insan olunmaz; insanlık bazen sistemi aşmakla başlar. Dostoyevski der ki: “Vicdanı olmayan bir adam her şeyi yapabilir.” Ama ben buna kendi yorumumu ekliyorum: Vicdanı olan bir insan, bazen hiçbir şey yapamamanın yükünü de taşır.

Çünkü vicdan sadece eylemde değil, eylemsizlikte de konuşur. Sessiz kalmak bile bazen ağır gelir, içimizdeki hakime hesap vermek zorunda kalırız. Geçen yıl Ankara’da bir üniversite öğrencisinin, sokakta bulduğu cüzdanı sahibine ulaştırmak için günlerce uğraştığını televizyon haberlerinde duymuştum. Başarmış, cüzdanı sahibine teslim etmiş.

İçinden çıkan para değil, bir baba yadigârı fotoğrafmış. Cüzdanın sahibi ağlarken, “Bu fotoğrafın maddi değeri yok ama manevi bedeli vardı,” diye konuşurken ben de kendimi tutamamış, gözlerim yaşarmıştı. Gencin bir tek söz söylediğini hatırlıyorum: “Ben sadece içimdeki sesi dinledim.” Ne dersiniz, kaç kişide var bu sesin yankısı?

Konuya devam edeceğim ama araya bir anımı sokuşturmayı düşündüm. Eşimle yıllar önce, İzmir’imizin Hatay semti İnönü Caddesi’nde, kaldırımda Asker Hastanesi istikametinde yürüyüşe çıkmıştık. Tam Renkli durağına yaklaştık, yol kenarındaki ağzına kadar dolu çöp konteynerinin içinden dışarıya yayılmış, dökülmüş atıkların içinde, çoğunluğu albümden dökülmüş fazlaca siyah beyaz fotoğraf olduğunu gördük.

O an ikimiz de birden bu atılmışlığa büyük üzüntü duyduk. Yalan olmasın, kendimizi düşündük. Acaba dedik, bizim de emr-i hak vaki olduğunda özenle saklayıp albümümüze yerleştirdiğimiz fotoğraflar böyle yerlerde mi olacak diye düşündük. Sonra anasının, babasının hastalığına hiç bşr mazeretleri olmadığı halde, sadece tahammül gösteremedikleri için onları yanlarından uzaklaştırıp huzurevlerinin yalnızlığına iten vicdanları da içimiz kan ağlayarak hatırladık… Neyse, bu derin konuyu şimdilik es geçelim, dönelim yine kendi kulvarımıza.

Biraz da tebessümle bakalım olaylara. Bir arkadaşım var, epey uyanık. Geçenlerde dedi ki: — “Benim vicdanım tertemiz, çünkü hiç kullanmadım.” Ben de dedim ki: — “E, kullanmadığın şey çürür, aman dikkat et! Arkadaş. Çocuklar bana üst baş alıyorlar baba al bunları giy diyorlar bizim tevellüt eski olduğundan bayramda seyranda giyinirim diye saklıyorum, bir de bakıyorum, dolapta eskimiş.

Onun için kullan ” Bu dünyada bazı insanlar vicdanlarını cuma günleri çıkarır, bir tozunu alır, sonra yine rafa koyar. Oysa vicdan haftalık değil, dakikalıktır. Dakikayı nereden çıkardım, saniyelik ya da saliseliktir. Onun bir an bile sustuğu yerde adalet sekteye uğrar, merhamet azalır, insanlık eksilir.

Vicdan ne camide ne mahkemede aranmalı; o kalpte, davranışta, sokaktaki bir bakışta, pazardaki bir tartıda, komşunun çocuğuna uzatılan bir dilimde saklıdır. Vicdanı güçlü toplumların hukuku da adaleti de sağlam olur. Çünkü her kural, ancak bir kalpte yer bulduğunda işler. Yatmadan önce sadece yastığa değil, vicdanınıza da başınızı koyun.

Eğer rahat uyuyorsanız, iyi yoldasınız. Ama rahatsızsanız… belki hâlâ insanlığınızın kıyısındasınızdır. Ve bu, hâlâ umut olduğu anlamına gelir. Çünkü vicdan, içimizdeki son kalenin adıdır. O düştüğünde hiçbir zafer, kazanılmış sayılmaz. Vicdanınızın sesi, sağlığınız daim oldukça kısılmasın dostlar. Sevgiler, saygılar.

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!