Cömertlik
Bu yazıyı paylaş:
Cömertlik dilimize eski zamanlardan kalma, kadim bir kelime gibi düşer. İçinde hem verişin bereketini hem de gönlün yüceliğini taşır. Fakat ne gariptir ki, bu güzel kavram çoğu zaman yalnızca parayla ölçülür olmuştur. Oysa insan ruhu, sadece maddi şeylerle değil; zamanla, bilgiyle, bir tebessümle de zenginleşir, olgunlaşır.
Atalarımızın “Veren el, alan elden üstündür” deyişindeki gibi; mesele ne kadar verdiğimiz değil, neyle ve nasıl verdiğimizdir. İnsanoğlu, nice serveti yitirse de yeniden kazanabilir; fakat harcadığı zamanı bir daha asla geri alamaz. Zaman, bu yönüyle, en kıymetli hazinemizdir. Bir insanın bir başkasına vakit ayırması, aslında kendi ömründen ona pay biçmesidir.
Bu öyle bir cömertliktir ki, banka hesabında bakiyesini göremezsiniz ama kalpte paha biçilmez bir değere dönüşür. Bir dostun hüznüne sessizce eşlik etmek, bir çocuğun anlamsız görünen sorularına sabırla yanıt vermek, yaşlı birinin hatıralarını üçüncü kez dinlemek… Bunlar, dışarıdan bakıldığında sıradan anlardır.
Oysa bu anlarda, gönülden gönüle görünmez bir bağ uzanır. Cömertlik bazen, sadece orada bulunmaktır; kelimesiz, karşılıksız, bir ruhun diğerine yoldaş olmasıdır. Rivayet odur ki, Nasrettin Hoca’ya sormuşlar: “Hocam, dünyada en kıymetli şey nedir?” Hoca, bir an düşünmüş ve “Zaman!” deyivermiş. Şaşkınlıkla “Neden hocam?” diye sorunca, gülümseyerek cevaplamış: “Çünkü para verirsen geri alırsın, mal verirsen yerine yenisini koyarsın, ama zamanı bir kere harcadın mı, bir daha asla geri getiremezsin.” Hoca’nın da dediği gibi, zamanın cömertliği en büyük armağandır.
Cömertlik deyince çoğu zaman elimizi cebimize götürürüz; oysa zihnimizin ve kalbimizin hazineleri de sunulmayı bekler. Bilgi, bir mum gibidir: Başka mumları tutuşturduğunda kendinden bir şey kaybetmez, aksine dünyayı daha da aydınlatır. Tecrübeyi genç bir gönle emanet etmek, öğrendiğini öğretmekten çekinmemek, bilmediğini itiraf edip birlikte öğrenmeye açık olmak… Bunların hepsi, insanın kendini paylaşma cesaretidir.
Bilgiyi saklamak, suyu avuçta tutmak gibidir; akar gider. Oysa paylaşıldığında, bir damla bir nehre karışır ve hayat verir. Bazen bir tebessüm, söylenmemiş bin söze bedeldir. Gülümsemek… Ne büyük bir incelik, ne büyük bir armağan! Kendisi zor bir gün geçirirken bile başkalarına içten bir gülümseme sunabilen kişi, işte gerçek cömertliği en sade hâliyle yaşamıştır.
Çünkü tebessüm, karşılık beklemeyen bir selamdır. Kalpten süzülüp dudağa konar ve çoğu zaman bir başkasının gününü aydınlatır. Ve her gülümseyiş, aslında “ben de senin gibiyim, ben de insanım” demektir; bir bağ kurma, bir kabul ediş işaretidir. Cömertlik, yalnızca maddi varlığın değil, insanın ruhunun da imtihanıdır.
Parayla alınmayan, rakamlara sığmayan bir cömertlik vardır ki, o insanı insan eder. Zamanını ayırabilen, bilgisini paylaşabilen, içten bir tebessümü esirgemeyen kişi, yalnızca cömert değildir; aynı zamanda yaşadığı dünyaya iz bırakandır. Çünkü gerçek cömertlik, elimizden değil, yüreğimizden başlar. Yüreği sevgi dolu, gönlü geniş, gözlerinden tebessüm eksik olmayan dostlara selam olsun.
Sevgiler, saygılar…