Vefa Duygusu
Bu yazıyı paylaş:
Vefa: Bir gözyaşı kadar sessiz, bir ömür kadar derin bazı kelimeler vardır; sadece harflerden oluşmaz. Zamanla yoğrulur, yaşanmışlıkla derinleşir, insanın yüreğinde yankı bulur. “Vefa” da işte o kelimelerdendir. Ne tam tanımlanabilir, ne de her yürekte bulunur. Zamana, uzaklığa ve bazen kırgınlıklara rağmen birini hâlâ hatırlamak gibidir.
Vefa; yüz yıllık bir dostluğun sessiz bekleyişidir belki. Bir sabah, yıllar sonra gelen bir telefon… Bir cenazede sarılan eski bir dost kolu… Kırılmak kopmamak arasında duran o ince çizgide, insanlıktan geriye kalan son inceliktir. Bir gözyaşı kadar sessiz, bir ömür kadar derindir. Vefa; bir selamın yorgun bir hatıraya can vermesi, bir fotoğrafın geçmişe açılan kapı olmasıdır.
İhtiyaç bittiğinde değil, ihtiyaç hiç kalmadığında da kalabilmektir. Kimsesiz bir mezarın başında, “unutmadım” diye fısıldayan bir yürektir. Bu yüzden vefa, zamanın eskitemediği bir sadakattir. Ne mevsimlerden etkilenir ne de yıllardan. Çünkü kökü vicdandadır. Çünkü vefa, insanı insan yapan kalıcı değerlerin başında gelir Vefasızlık: Sessiz bir terk ediştir. Her vefa hatırlanır, her vefasızlık ise içten içe unutulmaz.
Çünkü insan, en çok “yapmaz” dediğinden kırılır. Bir vefasızlık; bazen bir suskunluk, bazen bir yok oluş… Söylenmeyen cümlelerin, atılmayan adımların, geri dönülmeyen mesajların ardında saklıdır. Ve insan, bir sabah kendini “Ben neyi fazla sevmişim de bu kadar kırılmışım?” diye sorarken bulur. Vefasızlık, duygunun buharlaşması değil, duygunun menfaate kurban verilmesidir.
2015 yılında bunları kastederek yazdığım Dinle adlı şiirimde haykırmışım: “Duyguların esiri olma! Dinle vicdanın sesini, Rabbin ilhamıdır; duyulmaz, hissettirir kendini. Düşme gaflet içine, kalp gözün açık olsun, Yüce Allah’ın ilhamıdır; yanılmaz o irade. Şuur bahşedilmiş, muktedir ol kendi benliğine, Çekme sonraları telafisiz vicdan azabı.”
Bu yüzden vefasızlığa uğramak; sadece hayal kırıklığı değil, aynı zamanda bir aynaya bakmaktır. Bir fotoğraf, bir dua, bir sessizlik… Bazen vefa, bir eşyada saklıdır. Tozlanmış bir hatıra kutusunda, anne eliyle yazılmış bir notta, çocukluk arkadaşının unuttuğunuzu sandığınız doğum gününde gelen bir mesajda…
Bazen sadece bir omuzdur vefa. Konuşmaz, sorgulamaz, hatırlatmaz. Ama tam da ihtiyaç duyduğunuz anda oradadır. Çünkü vefa, konuşmayı değil, hissetmeyi bilir. Gürültüsüzdür ama derindir. Öyle derindir ki, bir ömürlük sessizlikle bile kendini anlatabilir.
Ahde Vefa: unutulmamış sözlerin gölgesinde eskiler buna “ahde vefa” derdi. Yani verilen söze sadakat, geçmişin hatırına bugünü temiz tutmak… Bugünlerde bu kavram sanki küflenmiş bir antika gibi duruyor. Ama hâlâ onu yaşatan insanlar var: Bir eşe, bir dosta, bir öğretmene, bir hatıraya sadık kalanlar… Onlar bu çağın kalabalığı içinde sessiz bir azınlık.
Oysa ne çok şeye vefa borçluyuz… Bize sevmeyi öğreten ilk bakışa, Omuzumuza konan ilk elin güvenine, Bir sabır öğretisine, bir fedakârlık anına… Bazen sadece bir dua kadar vefalı kalabilmeyi öğrenmeliydik belki de Vefa: semt değil, insanlık değeridir. Zeki Müren’in sesi hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: “Vefa arıyorum, dost arıyorum, şefkat arıyorum, aşk, aşk arıyorum…” Bugün hâlâ aynı duygularla aranıyor bu değerler.
Ama çoğu zaman “vefa”, sadece İstanbul’da bir semtin adı olarak kaldı. Hâlbuki vefa; Bir kavramdan öte bir duruş, Bir semtten ziyade bir ruh hâlidir. İnsanı insan yapan değerlerin başında gelir. Bir dostun hastalığında yanında olmak, Bir zamanlar omuz veren eli unutmamak, Bir öğretmeni yıllar sonra hatırlamak, Bir sevdayı, yarım kalmış olsa da, hürmetle anmak… İşte vefa budur .
Vefa, hatırlamakla başlar. Ama hatırlamak sadece bir hafıza meselesi değildir. Vefa, bir vicdan hâlidir. Unutmamak için sevmek gerekir. Sevgiyle bağlı olmayan hiçbir şey zamanı aşamaz. Geriye dönüp baktığınızda bir ismi anımsıyorsanız ve yüreğinizde hâlâ bir sızı varsa, işte orada hâlâ vefa yaşıyordur. Çünkü vefa, bitmeyen bir duygunun adıdır.
Ne zamandan korkar ne mesafeden… Unutulmayanların, hatırda tutulanların ve en çok da hak edenlerin yanındadır. Son söz yerine: İnsan Geriye Ne Bırakır? Vefa, insana kendini hatırlatır. Bazen bir başka insanın gözünden, bazen bir hatıranın içinden… Bir mezar taşı başında yapılan dua, yıllar sonra açılan bir telefon, Bir dostun sessizce omzunu uzatması… İnsan geriye ne bırakır?
Unvanlar mı? Servetler mi? Makamlar mı? Hayır… İnsan geriye en çok vefasını bırakır. Bir gün ardından biri şöyle diyorsa: “O çok vefalı biriydi.” İnanın, başka hiçbir şeye gerek yoktur. Vefalı dostlarla muhabbetleriniz daim olsun.
Selamlar, sevgiler…